Uzman
"Tüzük geri dönüşüm sürecinin merkezine "yeniden kullanımı" koymayı hedef alıyor. Buna göre 2029 yılına kadar üye ülkeler kullanımı gerçekleşen plastik içecek şişelerinin %90'ını geri toplamak zorunda."
Avrupa Birliği’nin 2050 karbon nötr hedefleri doğrultusunda şekillenen Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü (PPWR - Regulation (EU) 2025/40) ambalajın doğrusal "üret-tüket-at" modelini sona erdirerek döngüsel bir ekosistemi yasal zorunluluk haline getiriyor. 11 Şubat 2025'te yürürlüğe giren ve 12 Ağustos 2026'da tam uygulama safhasına geçecek olan bu düzenlemeyle birlikte artık ambalaj tasarımından ham madde tedariğine, lojistikten atık yönetimine kadar tüm süreçler yeniden tanımlanıyor. Tüzükle birlikte plastik endüstrisi üzerinde teknik, ekonomik ve operasyonel anlamda da kritik dönüşümler yaşanacak.
PPWR’NİN STRATEJİK ÖNEMİ
1944 yılında yürürlüğe alınan 94/62/EC sayılı tüzük ile üye ülkelerin kendi yerel mevzuatlarını oluşturmasına izin vererek AB genelinde parçalı bir yapı oluşturulmuştu. Ancak PPWR ise tüm üye ülkelerde aynı anda ve aynı metinle uygulanacak bir üst yasa niteliğinde olacak. Bu durum Türkiye gibi AB'ye ihracat yapan ülkeler için "tek tip standart" avantajı sunacak. PWR’nin kalbinde ambalajın henüz tasarım aşamasındayken geri dönüştürülebilir olmasının garanti altına alınması yer alır.
AB Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü (PPWR) kapsamında hayata geçirilen Performans Derecelendirme Sistemi (PDS) ambalaj tasarımını bir pazarlama aracından çıkarıp bir mühendislik disiplinine dönüştüren en keskin düzenlemelerden biri olması bekleniyor. Bu sistem ambalajın sadece hangi maddeden yapıldığına değil mevcut geri dönüşüm altyapısında ne kadar verimli bir şekilde ham maddeye dönüştürülebildiğine odaklanıyor.
Sistemin temel taşı olan "Design for Recycling" (Geri Dönüşüm İçin Tasarım) kriterleri, ambalajın ana gövdesinden etiketine, kapağından kullanılan mürekkep ve yapıştırıcısına kadar her bileşeni bir bütün olarak ele alıyor. A Sınıfı bir dereceye sahip olmak, ambalajın ağırlıkça %95 ve üzerinde bir oranla kusursuz şekilde geri dönüştürülebildiği anlamına gelirken bu sınıftaki ambalajlar döngüsel ekonomiye en yüksek katkıyı sağladıkları için "Ekomodülasyon" prensibi çerçevesinde en düşük çevre vergileri ve atık yönetim bedelleri ile ödüllendirilecek.
B, C ve D sınıfları ise %70 ile %95 arasında değişen verimlilik oranlarını temsil ederek pazarda kalmalarına izin verilse de geri dönüştürülebilir olma oranı düştükçe üreticinin ödeyeceği finansal yükümlülükler kademeli olarak artıyor. En kritik ve radikal sınırlama ise E Sınıfı ambalajlar için getirildi. Geri dönüştürülebilirlik oranı ağırlıkça %70'in altında kalan ambalajlar, 1 Ocak 2030 tarihinden itibaren AB pazarında tamamen yasaklanacaktır.
Bu yasaklar özellikle birbirinden ayrılması teknik olarak imkânsız olan çok katmanlı esnek plastik yapıları geri dönüşüm tesislerindeki optik ayırıcılar tarafından tanınamayan koyu renkli (karbon siyahı) polimerleri ve kâğıt üzerine kalıcı olarak lamine edilmiş plastik kaplamaları doğrudan hedef almakta. Dolayısıyla sadece plastik veya kâğıt ambalaj üretmek yeterli olmayacak. Bu malzemelerin geri dönüşüm hattında birbirini kirletmeden ayrışabilmesi şart koşulacak. Çok katmanlı yapıların ayrıştırılmasındaki zorluklar nedeniyle sektörün hızla "monomaterial" yani tek tip polimer yapılara kayması zorunluluğu ortaya çıkıyor.
PCR (Post-Consumer Recycled) İçerik Zorunluluğu ve Polimer Bazlı Kotalar
Plastik kullanımını azaltmak amacıyla PPWR plastik ambalajlarda "asgari geri dönüştürülmüş içerik" kotaları getirmektedir. Bu kotalar polimerin kullanım amacına göre düzenlenmektedir.
Bu net oranlar mekanik geri dönüşümün sınırlarını zorlamakta ve endüstriyi yeni kimyasal geri dönüşüm yatırımlarına mecbur bırakmaktadır. Özellikle gıda ile temas eden plastiklerde safiyetin korunması Mart 2026 itibariyle Ar-Ge departmanlarının önemli bir çalışma konusu olacaktır.
AMBALAJI AZALTMA VE HACİM OPTİMİZASYONU
PPWR "Lojistik ambalajlarda boşluk oranı %50'yi geçemez" kuralını getirerek kutu içindeki havanın taşınmasını yasaklamaktadır. Mesela bir e-ticaret firması ayakkabı kutusunu daha büyük bir dış koliye koyarken aradaki boşluğu dolgu malzemesiyle doldursa dahi toplam boş hacim %50'den fazla ise idari yaptırımla karşılaşacak. Bu durum "özel boyutlu ambalajlama" teknolojilerinin gelişimini tetikleyecek.
Yasaklar ve Kısıtlamalar
Düzenlemelerle birlikte günlük hayatımızda farklı alanda kullanılan tek kullanımlık plastiklere bazı istisnalar hariç, elveda diyeceğiz. Çünkü 1 Ocak 2030 itibarıyla belirli plastik ambalaj formatları AB pazarında tamamen yasaklanacak. Buna göre;
• Taze meyve ve sebzeler için 1,5 kg altındaki ürünler için plastik ambalaj kullanımı (bazı istisnalar hariç) son bulacak.
• Restoran içi tüketimde plastik tabak, bardak ve ketçap/mayonez gibi tek kullanımlık porsiyon paketleri yasaklanacak.
• Gıda ile temas eden kâğıt ve karton ambalajlarda su ve yağ direnci sağlayan "sonsuz kimyasallar" (PFAS) kullanımı 12 Ağustos 2026 itibarıyla da tamamen yasaklı hale geliyor.
Yeniden Kullanım (Re-use) ve Depozito Sistemleri (DRS)
Tüzük geri dönüşüm sürecinin merkezine "yeniden kullanımı" koymayı hedef alıyor. Buna göre 2029 yılına kadar üye ülkeler kullanımı gerçekleşen plastik içecek şişelerinin %90'ını geri toplamak zorunda. Bu hedefe ulaşamayan ülkeler için de Depozito İade Sistemi (DRS) kurulumu uygulaması zorunlu hale gelecek. İşletmeler arası (B2B) taşımacılıkta kullanılan paletler ve kasalar içinde 2030'da %40, 2040'ta %90 yeniden kullanım hedefi belirleniyor. Tüzükle birlikte gelen değişimlerden bir tanesi de ambalajların üzerinde yer alan geri dönüşüm sembollerindeki karmaşanın sona erecek olması. Çünkü artık tüm AB ülkelerinde standartlaştırılmış piktogramlar kullanılacak ve ambalaj üzerindeki görsel ile atık konteyneri üzerindeki görsel birebir eşleşecek. Ambalajın karbon ayak izi, malzeme içeriği ve geri dönüşüm talimatları da dijital bir pasaport üzerinden erişilebilir olacak.
Plastik Sektörü Yeni Dönemde Nelere Dikkat Etmeli?
Artık bu yeni dönemle birlikte "çevreci" olmak bir tercih değil, pazarda kalmanın ve çalışabilmenin tek yolu haline gelecek. Özellikle Gebze ve İstanbul gibi Türkiye’nin sanayi kalbi sayılan bölgelerdeki üreticiler için bu yeni dönem operasyonel bir tehdit olmaktan ziyade doğru adımlar atıldığı takdirde yeni fırsatlar getirme potansiyeline sahip. Döneme uyum sağlamak isteyen Türk plastik üreticilerinin stratejik yol haritası ise Ar-Ge, izlenebilirlik ve sektörel iş birliği temelinde inşa edilebilir.
Ar-Ge ve tasarım aşamasında artık "Geri Dönüşüm Temelli Tasarım" ilkesi merkeze alınmalı. Geleneksel üretim modellerinde kullanılan ve geri dönüşümü imkânsız kılan çok katmanlı karmaşık yapılar artık yerini bariyer özelliklerini koruyan monomalzeme çözümlerine bırakmalıdır. Bununla birlikte ürünlerin mekanik özelliklerinden de ödün vermeden yüksek kaliteli tüketici sonrası geri dönüştürülmüş reçine (PCR) entegrasyonunu sağlamak Ar-Ge merkezlerinin öncelikli hedefi olmalı. Bu teknolojik dönüşüm sadece yasal uyumu sağlamakla kalmayarak ham madde bağımlılığını da azaltarak maliyet avantajı da yaratacak. Sürecin ikinci kritik adımı olan dijital izlenebilirlik beraberinde şeffaflık dönemini başlatacaktır. Artık üretilen her bir ambalajın ham madde kaynağı, karbon ayak izi ve geri dönüştürülebilir içerik verilerinin dijital ortamda doğrulanabilir olması zorunlu. Dijital Ürün Pasaportu gibi uygulamalar sayesinde ürünün tüm yaşam döngüsü kayıt altına alınırken Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile uyumlu veri setleri oluşturulmalıdır.
Son olarak bireysel çabaların ötesine geçerek sektörel iş birliği ve Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu çerçevesinde hareket etmek hayati önem taşıyacak. Üreticiler sattıkları ürünün atık haline geldikten sonraki akıbetinden de sorumlu olacakları bir ekosisteme dahil olmalıdır. Kısaca gelecek olan yeni düzende yerini almak isteyen üreticiler için döngüsel ekonomiye entegrasyon kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelecektir.
Packworld Türkiye Dergisi





.png)
.png)
.png)




0 YORUM